Altın Saat Ağacı ve Şimdiki Zamanın Sırrı

Gümüş Kanatlı Kuşlar ve Gizemli Kapı
Yemyeşil tepelerin ardında, çiçek kokulu büyük bir park vardı. Bu parkta dört sıkı dost her gün bir araya gelirdi. Neşeli Ebru, meraklı Gökçe, hızlı Tekin ve şakacı Oğuz oyunlar oynardı. Bir gün saklambaç oynarken sarmaşıkların arasında parlayan bir şey gördüler. Bu, üzerinde ‘Zamanın Bahçesi’ yazan altından bir kapıydı. Merakla kapıyı aralayıp içeriye usulca adım attılar.
İçerisi çocukların daha önce hiç görmediği kadar huzurlu bir yerdi. Bahçenin her köşesinde farklı bir renk ve koku vardı. Gökyüzü pamuk şeker gibi pembe bulutlarla doluydu. Rüzgâr sanki onlara hoş geldiniz der gibi yumuşak esiyordu. Çocuklar el ele tutuşup bu yeni dünyayı keşfetmeye başladılar.
Bahçenin ilk bölümünde havada süzülen şeffaf baloncuklar vardı. Ebru bir baloncuğa dokununca kendi bebeklik halini gördü. Gökçe ilk bisiklet sürdüğü günü izleyip neşeyle gülümsedi. Burası ‘Geçmişin Çiçekleri’ bölümüydü ve hatıralarla doluydu. Ancak baloncuklar bir süre sonra pıt diye sönüp gidiyordu.
Burada kalırsak oyun oynamayı unutabiliriz diye düşündü Ebru sessizce. Geçmiş güzeldi ama artık yaşanmış ve bitmiş bir masal gibiydi. Çocuklar eski günleri geride bırakıp bahçenin diğer ucuna doğru koştular. Ayaklarının altındaki çimenler onlara yol gösteriyor gibiydi.
Geleceğin Buğulu Aynaları Arasında
Bahçenin sonunda sisli ve gri renkli bir bölüme ulaştılar. Burası ‘Geleceğin Aynaları’ adı verilen, gizemli bir yerdi. Oğuz heyecanla aynalardan birinin önüne geçip kendini görmeye çalıştı. ‘Acaba büyüyünce astronot mu olacağım?’ diye kendi kendine sordu. Ama aynanın yüzeyi sürekli değişen bir bulut gibi buğuluydu.
Tekin sabırsızlanarak başka bir aynaya bakıp yarınki maçı merak etti. Gökçe de geleceğini görmek istedi ama görüntüler bir türlü netleşmiyordu. Bir an bir gitar, bir an sonra bir kitap beliriyordu. Görüntülerin sürekli değişmesi çocukları biraz meraklandırdı. Karınlarında tarif edemedikleri tuhaf ve heyecanlı bir kıpırtı hissettiler.
Aynalar sanki bir bilmece gibi onlara bakıyordu. Geleceği bilmemek onlara biraz karışık gelmişti. ‘Neden hiçbir şey net değil?’ diye söylendi Tekin. O an bahçenin ortasındaki devasa bir ağaçtan sesler gelmeye başladı. Bu ses, binlerce küçük saatin aynı anda tıkırdaması gibiydi.
Çocuklar aynaların yanından ayrılıp sesin geldiği yöne doğru yürüdüler. Geleceğin sisi arkalarında kalırken önlerinde parlak bir ışık belirdi. Bu ışık onları bahçenin tam kalbine, dev ağaca götürdü. Ağacın dalları gökyüzüne uzanan altın yapraklarla süslüydü.
Bilge TikTak ve Kalbin Sesini Dinlemek
Altın yapraklı ağacın gövdesinde irili ufaklı binlerce saat asılıydı. Tam o sırada ağacın altından sırtında renkli bir ev taşıyan bir kaplumbağa çıktı. Bu, bahçenin koruyucusu olan bilge kaplumbağa TikTak idi. TikTak, çocuklara huzur veren bir gülümsemeyle bakıyordu. Sesi, dereden akan suyun şırıltısı kadar sakin ve güven vericiydi.
Yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdadı ve TikTak konuşmaya başladı. ‘Hoş geldiniz küçük yolcular,’ dedi yavaşça başını sallayarak. TikTak, çocukların aynalardaki karmaşadan dolayı yorulduklarını hemen anlamıştı. Onlara yaklaşarak doğanın içindeki o büyük sessizliği dinlemelerini işaret etti. ‘Şimdi sadece durun ve dinleyin,’ dedi bilge kaplumbağa.
Çocuklar gözlerini kapatıp ormanın derin sessizliğindeki gizli mesajı dinlemeye başladılar. Rüzgârın yapraklar arasındaki fısıltısı, kuşların neşeli cıvıltısı kalplerine doldu. TikTak onlara, ‘Gelecek henüz çizilmemiş bir resimdir,’ diye fısıldadı. ‘Geçmiş ise kurumuş bir boyadır, onu artık değiştiremezsiniz.’
‘Peki biz neye bakmalıyız?’ diye sordu Ebru meraklı gözlerle. Kaplumbağa TikTak, bahçenin tam ortasındaki güneşli alanı gösterdi. Orada taze çileklerin kokusu duyuluyor ve kelebekler dans ediyordu. Burası ne sisli ne de uçucuydu; burası tam olarak oldukları yerdi.
En Değerli Hazine: Şu An
Bilge kaplumbağa, ‘En büyük sihir tam buradadır,’ dedi neşeyle. ‘Eğer şu anın tadını çıkarırsanız, geleceğiniz de çiçek açar.’ Çocuklar birbirlerine bakıp TikTak’ın ne demek istediğini anladılar. Gelecek için endişelenmek ya da geçmişe dalıp gitmek sadece oyunlarını bölüyordu. Önemli olan o an el ele tutuşup birlikte olmaktı.
Dört arkadaş altın ağacın altında hemen bir oyun kurdular. Ne dünü düşündüler ne de yarın olacakları merak ettiler. Sadece o anın güneşini ve arkadaşlıklarının sıcaklığını hissettiler. Bahçede yankılanan kahkahaları, TikTak’ın kalbini bile ısıtmaya yetmişti. Oynadıkları bu oyun, hayatları boyunca oynadıkları en tatlı oyundu.
Akşam güneşi tepelerin ardına saklanırken eve dönme vakti geldi. Altın kapıdan geçerken kalplerinde büyük bir huzur ve neşe vardı. Artık en değerli hazinenin sevdikleriyle geçirdikleri zaman olduğunu biliyorlardı. Ebru, Gökçe, Tekin ve Oğuz birbirlerine bir daha asla anı kaçırmayacaklarına dair söz verdiler.
Gökyüzünden üç minik yıldız tozu çocukların omuzlarına usulca kondu. Biri geçmişi sevenlere, biri geleceği bekleyenlere, biri de anı yaşayanlara ulaştı. Şimdi hepsi evlerinde, güzel rüyalar görmek için yastıklarına baş koydular. Zamanın en güzel şarkısı, mutlu bir kalbin attığı her saniyede gizliydi.



